BİLGİ ÇAĞINDA CAHİLEŞMEK.📜

Bilgiye ulaşmanın en kolay olduğu çağda yaşamamıza rağmen, bilgi kirliliği ve sorgulamadan inanma alışkanlığı da artmıştır. Gerçek bilgelik, yalnızca bilgi edinmek değil; araştırmak, anlamak ve sorgulamaktır. Bilime ve eğitime önem veren toplumlar gelişirken, bunları ihmal edenler geri kalır. Bir ülkenin geleceği siyaset kadar bilim, eğitim ve sanatla da şekillenir.
Öncelikle şunu söylemek isterim ki bundan 100 yıl önce hangimizin dedesi uzaya çıkabileceğimize inanabilirdi?

‎İnsanlık tarihi boyunca hiçbir bu dönemde bilgiye ulaşmak bu kadar kolay olmamıştı. Artık avucumuza dünyayı sığdıran telefonlar ile dünyanın öbür ucundaki haberlere ya da bu yazmış olduğum yazıya saniyeler içinde ulaşabiliyoruz; kısacası insanlık tarihinin en büyük bilgi çağında yaşıyoruz. Her gün yeni kitaplar, makaleler, dergiler yazılıyor ve milyonlarca bilgi sunuluyor. Tam da burada dikkat çekici bir çelişki ortaya çıkıyor ve önemli olan o noktaya değinmek istiyorum:


‎Bilgi artarken düşünce neden azalıyor?

‎Bilginin artması ile beraberinde bilgi kirliliği getirdi.Günümüzde herkesin kendini uzman sanıp her şeyi bildiğini söylemesi asıl bilgisizliktir. Oysa gerçek bilgelik sadece öğrenmek değil; anlamak ve sorgulamaktır. Araştırmadan inanmak ve düşünmeden söylemek modern çağın en büyük problemi haline geldi. Belki de bugün karşı karşıya olduğumuz en büyük tehlike cehalet değil, düşünmeden bilgi sahibi olduğumuzu sanmaktır. Çünkü gerçek cehalet, hiçbir şey bilmemek değil; bildiğini zannederek öğrenmeyi bırakmaktır. Belki de çağımızın en büyük sorunu cehaletin azalması değil, cehaletin şekil değiştirmesidir.

‎Asıl tehlike bilgi eksikliği değil, insanın bildiğini sanıp düşünmeyi bırakmasıdır; çünkü tarih boyunca sorgulamayan toplumlar kolay yönlendirildi, araştırmayan ve kendini geliştirmeyen devletler ise sömürülmeye mahkûm kalmıştır. 

‎Her şey çok açık ve net: İnsan ne zaman "ben biliyorum" zihniyetinden sıyrıldığı an asıl aydınlandığı andır .
‎Bilime,bilgiye önem verme ülkelerin asıl otoriteye ve güce sahip olanlardır. Bilgiye aç olan ve bilime değer veren insanlar ve ülkeler asıl dünyaya yön verenlerdir. İnsanlık tarihine baktığımızda bilime ve bilgiye önem veren toplumlarda refah ve çözüm üretme kabiliyetinin yüksek olduğunu görürüz. Bilime önem verilmeyen toplumlarda ise kaçınılmaz bir sosyal çürüme mevcuttur; insanların kendi kendini çürüttüğü düşünce yapısı hâkimdir.Ne yazık ki hâlâ bilimi Allah'a şirk koşmak olarak yorumlayan zihniyetler olsa da cehaletin sessizliğinde çürüyüp gitmeye mahkûmdurlar .


‎Ve bundan da eminim, buraya kadar okuyan az insanlardan birisin. Son olarak şunları da demeden bitirmek istemiyorum:


‎Ülkenin kaderini belirleyen tek unsurun siyaset olduğunu düşünüp savunan insanlar var. Oysa bir ülkenin gerçek yüzü siyaset tartışmalarında ortaya çıkmaz. Bir milletin geleceği laboratuvarlarda, kütüphanelerde, tiyatro sahnesinde ve sanat atölyelerinde şekillenir. Gelişmiş ülkelere bakıldığında bunu açıkça görmek mümkündür: Bilime yatırım yapan toplumlar yeni teknolojiler üretir, hastalıklara çare bulur, sanayisini güçlendirir ve ekonomik bağımsızlığını artırır. Dünyaya yön veren birçok ülkenin yükselişinin temelinde güçlü bilim insanları, araştırma merkezleri ve eğitim kurumları bulunur. Bilim yalnızca bilgi üretmez; aynı zamanda refah, güven ve gelecek üretir.
YAZAN: ŞEHMUS SAVAŞ 

Yorum Gönder

1 Yorumlar